Mutlaka Okumanız Gereken 9 Roman

Sizler için her okurun okuması gereken 9 romanı seçtik. Bu romanların hangilerini okudunuz?

1- Yaşlı Adam ve Deniz: Hemingway, Florida sahillerinden okyanusa açılan Kübalı yaşlı balıkçıyla, onun kovaladığı kılıçbalığının mücadelesini öylesine gerçekçi anlatmıştı ki, kitabı okuyanlar kendilerini aynı sandalın içinde hissettiklerini söylüyordu. Seksen dört gündür denizden eli boş dönen Santiago, avını yakalamak için eliyle, koluyla, mızrağıyla, küreğiyle, çakısıyla savaşmaya başladığında okurların zihnine de kitaptan bir satır kazınıyordu: “İnsan yenilmek için yaratılmadı. Âdemoğlu mahvolur ama yenilmez.” Oysa Hemingway’in kahramanlarının en iyi bildiği şeylerden biridir yenilmek. Bu amansız av boyunca, yaşlı balıkçı yaşamı da sorgular. Kimi zaman kendisiyle, kimi zaman yedekteki kılıçbalığıyla, kimi zaman da köpekbalıklarıyla konuşur. Kılıçbalığını canlıyken de ölüyken de sevdiğini düşünür. Sonra kendini aklayan o ünlü söz gelir: “Zaten her şey şu ya da bu biçimde başka bir şeyi öldürmekle meşgul.”

 

2- Çanlar Kimin İçin Çalıyor:

“Bir kişi bile ölse eksilirim ben

Tüm insanlığın parçasıyım dedim ya

Sorma her seferinde

Çanlar kimin için çalıyor diye”

Hemingway’in filmlere, tiyatrolara, şarkılara konu olan ünlü romanı İspanya İç Savaşı‘nda bir köprüyü uçurmak için görevlendirilen bir gerilla grubunun dört günlük hikâyesini anlatır. Dağda ölümle yaşam, cesaretle korku, çaresizlikle umut kol koladır. Faşizme karşı birleşen köylüler, çingeneler, öğretmenler kendilerinden çok güçlü bir orduya karşı inançla, umutla savaşırlar. Kahramanlık, savaş, mücadele. Ve aşk: Romandaki kahramanlardan birisi olan Pilar’ın söylediği gibi, “Çünkü tüm yiğitliğine karşın yapayalnız kalabilir insan”. Fidel Castro’nun esin kaynağım olarak nitelendirdiği kitap Çanlar Kimin İçin Çalıyor..

 

3- Romantika: Turgut Özakman’ın bir öğretmenle öğrencisinin yasak aşkını anlattığı Romantika Ankara’da geçen bir aşk hikâyesi. Bu Ankara masalı Eskişehir Yolu’ndan Kızılay’a, Ankara Garı’ndan, Kavaklıdere’ye, Ulus Meydanı’ndan, Altın Park’a, Gölbaşı’ndan Papazınbağı’na, Gül Bahçesi’nden Karpiç’e, Ankara Palas’tan, Eymir Gölü’ne, Atatürk Orman Çiftliği’nden Kurtuluş Parkı’na kadar Ankara’nın her yerine ulaşıyor. Kitaptaki aşk öylesine sahici ki, okurken bile iki aşığın kenetlenmiş ellerinden Ankara’nın soğuk kış akşamlarını ısıtan bir sıcaklık yayıldığını hissedebiliyorsunuz. “Bin yıllık özlemle sarılmak istiyorum, rüyalarını bile kucaklamak için” diye yazacak kadar büyük bir aşkın romanıdır..”

4- Mavi Sürgün: İstiklal Mahkemesi kararıyla Bodrum’da kalebentliğe mahkûm edilen Balıkçı’nın değil, sürgün edilen sabırlık ve tarlakuşunun öyküsüdür Mavi Sürgün. Sabırlık gibi sabreder, tarlakuşu gibi öter, çırpınır Balıkçı. Ne ki tarlakuşundan şanslıdır, yırtar karanlık örtüleri. Masmavi bir deniz açılır önüne:

“Âdemotu, kösele gibi ser yapraklı kurtotu, ılgın, sandal ağacı, renk renk hayıtlar, ay ışığında yaprakları mavi mavi çakan yabani sakız, karabaş, laden, adaçayı, yaban nanesi, kekik, çetinlik kırlalesi, çobançantası, civanperçemi, kardelen, gelincik papatya, gülhatmi, yabani hanımeli, çan çiçeği, kandilli sümbül, çayır güzeli, kadın tuzluğu, haseki küpesi, mersin. Daha sayayım mı?”

5- Silahlara Veda: Romalı ozan Horatius, “Bir insanın vatanı için ölmesi güzel bir şey” diye yazmış. Hemingway ise Horatius’un adını anmadan şöyle diyor: “Eski çağ ozanları, vatanı için ölmenin güzel bir şey olduğunu söylemiş. Modern çağın savaşlarında ölmekse ne onur kazandırır insana ne asalet getirir; bir hiç uğruna geberir gidersin.” Ernest Hemingway’in bir solukta okunan savaş karşıtı romanı Silahlara Veda…

6- Ekmek Parası: Bir çocuğun yüreğine ne kadar güzellik sığabilir? Ne kadar mutluluk alabilir bir kitabın sayfaları? Kim yoksulluk içinde geçen çocukluğunu bu kadar güzel anlatabilir? Eğer Ekmek Parası’nı okuduysanız bu soruların yanıtını biliyorsunuz demektir. Muzaffer İzgü, zorluklarla geçen çocukluğunu anlattığı Ekmek Parası kitabının sonunda, yoksulluk içinde yaşadıkları derme çatma barakadan ayrılırken şöyle der:

“Dört gün sonra taşınıyorduk. Ardımızda, sevinçlerimizle, acı çığlıklarımızla kapkaranlık bir bahçe bırakacaktık. Kim bilir, belki de bizden sonra birileri gelecekti buraya, kazmalar, kürekler çalışacaktı, her karışında bir anımız olan bu bahçeye kocaman bir apartman dikilecekti… Belki de adını ‘Mutluluk Apartmanı’ koyacaklardı. Yo hayır, kimse bizim denli mutlu olamayacaktı burada.” Muzaffer İzgü’nün başyapıtlarından Ekmek Parası..

 

7- Aganta Burina Burinata: “Dümenci dümeni orsaalabandaya basar. Maestra yelkeninin rüzgârı boşanır. Yelken gök gürültüsü gibi gürleyerek, yapraklanır. Kaptan, ‘Mola kontra, iss punya!’ emrini verir. Punyaları basar, babafingo burnalarını mola eder, maestra prassiyalarını alesta ederiz. O zaman rüzgâr geminin başından gelmeye başlar. ‘Mola burina grandi, tira mola maestra!’ diye bağrılınca ve biz de söylenenleri yapınca geminin başı rüzgârdan açılmaya koyulur. İşte o zaman burinaları mola, trinket yelkenini tumba ederiz. Bazılarımız prova serenlerini prassiya tokaya alır. Dümenci dümen yekesini ortaya getirir. “Aganta skuta flok!” denince flok skutalarını çeker, kasarız. Artık bütün yelkenler rüzgârla dolmuştur. İşte o zaman, son emir, yani “Aganta burina burinata!” kumandası verilir. Kayık şarıl şarıl rüzgârın gözüne işler.”

Aganta Burina Burinata, yelkenini özgürlük rüzgârıyla doldurup, umutlu bir geleceğe açılan tüm güzel insanların çığlığıdır. Doğanın, denizin, hayvanın, insanın tükenmeyen coşkusudur Aganta Burina Burinata. Yaşama sevincidir, umuttur. Açık denizlere sevdadır, aşktır. Ufuktaki belirsiz maviliğe duyulan özlemdir. Güzel insanların haykırışıdır Aganta Burina Burinata.

 

8- Ayaşlı ile Kiracıları: Memduh Şevket Esendal’ın Ayaşlı ile Kiracıları romanındaki apartman; köylüsünden memuruna, çiftçisinden bankacısına, kumarbazından uyuşturucu ticareti yapanına kadar her sınıftan insanı içeren bir pansiyon gibidir.  Esendal, Ayaşlı’nın apartmanındaki kiralık dokuz odada sadece farklı sınıftan insanları değil, toplumdaki değişim sancılarını da anlatır. Esendal’ın sade dili sizi öylesine içine çeker ki, okudukça apartmanın loş koridorlarına yansıyan gölgeler görürsünüz: Farklı sınıftan insanların, çarpık ilişkilerin, uzayıp giden davaların, mahkeme kâğıtlarının, içkili kumar masalarının ve müdavimlerinin gölgeleri. Türkçenin Çehov’u olarak adlandırılan Memduh Şevket Esendal’ın Ayaşlı ile Kiracıları..

9- Korkma İnsancık Korkma: Eleni, dul bir Rum kadını, kocası ölünce onun ailesinin yanında kalıp, solmaya yüz tutan kırmızı bir çiçek. Roman, Eleni’yle yetim ve öksüz yeğeni arasındaki tarifi imkânsız gibi görünen bir aşkın hikâyesini anlatıyor.

Tüm sınırları zorlayan bir başyapıt. Yalnızlıklarını, çaresizliklerini, sevgiye, dokunmaya, dokunulmaya olan açlıklarını birbirlerinin teninde bastıran iki sevgilinin romanı. “Böylesine uçta, bu kadar temiz bir aşk olabilir mi?” diye düşünüyorsanız bu romanı okumalısınız.